Korona Sonrası Neler Olacak?

Küresel Virüsler, Sorular ve Hedefler

· Bir trilyon dolarlık soru: Ne zaman bitecek?

· Bir trilyon euroluk soru : Nasıl dersler alacak insanlık uygarlığı?

· Bir trilyon yuanlık soru : Hangi devletler yönetecek bundan sonra?

· Bir trilyon liralık soru : Nerede olacak doların kuru? Altın mı alsaydık?

Sorular yalın, yanıtları karmaşık, etkileri trilyonluk. Dünya ekonomik geliri yıllık yaklaşık 90 trilyon dolar. Satın alma gücü dikkate alındığında 130 trilyon dolar civarı. Korona krizi ile 2020 yılında bu değer, sadece parasal değil, insani ve kurumsal boyutları ile önemli ölçüde eriyecek. Durum ciddi.

Küresel ekonomi İkinci Dünya Savaşı sonrası Bretton-Woods kararları ve Sovyetler Birliği’nin etki alanları ile belirlenmiş, fakat kalıcı bir sisteme dönüşememişti. Soğuk savaş sonrası Dünya Ticaret Örgütü tesis ediliyor, ABD ve AB transatlantik iş birliğinde ilerliyor, internet hızla serpiliyor, Rusya toparlanıyor, Hindistan dijitalleşiyor, Çin yükseliyorken, küreselleşme ivme kazandı. Nispeten uzun bir ekonomik büyüme dönemi sonrası 2008 finansal krizi başladığında Dünya ekonomisi bütüncül bir ekonomik sisteme dayanmıyordu. Krize çare umuduyla etkinleşen G20 finansal hareketlerden, iklim değişikliğine bir çok yeni uluslararası düzenlemenin önünü açtı. Fakat küresel bir yönetim, siyaset üretme ve uygulama gücüne ulaşamadı. Küreselleşme ise her yönde ilerledi:

Her şey daha serbest dolaşıyordu gezegen sathında; küreselleşmenin dayanılmaz hafifliği sarmaktaydı toplumları. Amerikan ve Alman sermayeli bir Kanada şirketinin Venezuelalı bir aracıyla Nikaragua’dan satın alıp, Yunan gemileriyle İspanyol ithalat şirketi tarafından Fransız marketlerinde satışa sunduğu muzlar; ABD markalı Vietnam’da üretilen spor ayakkabılar; Kaliforniya’da tasarlanan, Çin’de üretilen telefonlar; Şili’den Şırnak’a dünyanın dört bir köşesinden çocukları aynı sanal âlemde buluşturan, Hindistan menşeli bilgisayar yazılımlarına dayalı İngiliz internet oyunları; kurumsal, siyasal, ailesel her yaşam boyutunun ana iletişim yolu haline gelen sosyal medya alemi… Turizmden, perakendeye, kamu işlerinden, eğitime ve en karmaşık finansal hareketlere her alanda dijitalleşme; büyük veri ve algoritmalar devri. Hızla artan enerji tüketimi, atık sorunları, yeşil teknoloji icatları, sosyal ve ekolojik bir tüketim toplumu arayışları…

Her şey daha serbest dolaşıyordu gezegen sathında; para, mallar, hizmetler, insanlar, bilgi, veri, fikir, kültür…

Her şey daha serbest dolaşıyordu gezegen sathında; küresel virüsler de. Biyolojik, finansal, dijital, dogmatik virüsler… Karbondioksit virüsü; terörizm virüsü, örgütlü suç virüsü, yoksulluk, işsizlik virüsü, dezenformasyon virüsü…

İnsanlık uygarlığı Covid-19 pandemisine böyle karmaşık bir evrim yumağında yakalandı. Aynı konular yakın geleceğin yeni kurgusunu da belirleyecek. Kriz öncesi zamanların küresel eğilimleri kriz sonrası geleceğe de ışık tutuyor. Toz duman dağılmaya, yaşam türümüz bu hastalıktan arınmaya başladığında toplumlar için varoluşsal sorunlar derinleşecek: güvenlik, özgürlük, teknoloji, özel alan, milli devlet, uluslararası işbirliği, korumacılık, hareketlilik, petrol fiyatları, yeşil enerji yatırımları, enerji piyasaları, iklim değişikliği ile mücadele, gelir dağılımı eşitsizliği…

Ve tabii krizin acil sorunları da devrede olmaya devam edecek: pandeminin yeni dalgalara karşı kontrol altına alınması, sınırlar içi denetim, sınırlar ötesi işbirliği, insanların sağlık durumuna göre iş yaşamına dönüşü ve ülke içi ve dışı hareketliliği, şirketlerin finansal durumu, faturalar, krediler, borçlar, sigortalar, yatırımlar, istihdam…

Sağlık sorunu mu öncelik, ekonomi mi? Sağlıksız toplumlar ekonomiyi çökertiyor anlaşıldı fakat ekonomi çökerse sağlık sistemi nasıl işleyecek? Dengeyi hangi siyaset anlayışı, hangi saydamlık ve hesap verebilirlik ile sağlayacak? Hangi yönetim sistemi; kurumsal, yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde?

Özetle “Dünya nereye gidecek?” Güvenlik ile özgürlük ikileminde ibre ne tarafa dönecek? Yüz tanıma, telefon izleme, sosyal davranış ölçme ve drone teknolojilerini sistemleştirmiş devlet yönetim biçimleri mi yaygınlaşacak? Ya da aksine, belki eş zamanlı olarak salgın zamanlarının daha da bilinçlendirdiği toplumsal sorumluluk ve bireysel girişim dalgaları sayesinde daha demokrat, saydam, sosyal, bilimsel ve dünyaya açık bir siyaset anlayışı mı baskın çıkacak?

Belki de ilk aşamada her ülkenin içine kapanan, kendi sağlık düzenini, vatandaşlarını, Darwinist süreçten sağ salim çıkabilen şirketlerini ve fiziksel coğrafyasını koruduğu bir aşamadan mı geçilecek?

Sonrasında ise ülkeler arası işbirliğinin kaçınılmazlığının barizleştiği bir çağ mı? Sağlık politikalarının küresel yönetim boyutunun, Avrupa Birliği’nde Euro bölgesi yönetim sistemi ve finansal araçlarının, ABD’nin küresel finans ve ticarete çok taraflı politikalarla yaklaşımının, Transatlantik ve Transpasifik ekonomik alanların, üç boyutlu yazıcıların ticarete etkisinin, havada drone trafiği düzenlemelerinin, gezegen yörüngesindeki uyduların ekonomik ve sosyal kalkınmaya desteğinin, yapay zeka standartlarının, 5G altyapılarının, kuantum bilgisayarı rekabetinin güçlendiği yıllar mı?

Aynı yönde, demokrasi, hukuk devleti, özgürlükler, piyasa ekonomisi, bağımsız denetleyici kurumlar ve sosyal ilerleme hedefleri gibi ortak paydalara sahip OECD ülkelerinde, toplumların bu “geniş Batı”nın değerlerine Korona-sonrası daha ilerici bir anlayışla sahip çıkacağı bir süreç mi? Çin’in otoriter devlet düzeni özelliklerine rağmen, iç sosyal ve ekonomik kırılganlıklarını dikkate alarak bu uluslararası işbirliğinin yapıcı aktörü olacağı bir dönem mi? Bu sayede dünya nüfusunun yüzde 65’i, ekonomisinin yüzde 85’ni temsil eden G20’nin küresel düzeyde politikalar üretme çabası içine gireceği bir düzen mi? Türkiye için de, esnek üyelik modellerine doğru evrilen AB ile katılım sürecini canlandırmanın ve bir Avrasya açılım merkezi olarak ilerlemenin yegane küresel rekabet gücü modeli olacağı zamanlar mı?

Dolayısı ile, dördüncü sanayi devrimi sonrası artık sosyal, ekolojik, bilimsel, teknolojik ve demokratik gelişme denklemini iyi kuran bir “Toplum 5.0” arayışı mı? Birleşmiş Milletlerin 17 ana hedefte toplanan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın Dünya, Batı ve Türkiye için tüm bu gelişmelerin ana çerçevesini oluşturması mı? Bu alanlarda ilerlemenin kısmen de olsa yakın geleceğin tarihine yön vermesi mi?

Evet.

YAZAR
Dr. Bahadır KALEAĞASI
Paris Bosphorus Enstitüsü, Başkan&Argüden Yönetişim Akademisi, YK Üyesi

Eğer tek başına ıssız bir adada yaşamıyorsan bu blogta konuşulan tüm konular seni de ilgilendiriyor :)

Eğer tek başına ıssız bir adada yaşamıyorsan bu blogta konuşulan tüm konular seni de ilgilendiriyor :)