COVID-19 Salgını ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Dünya 2019 yılının sonundan bu yana Korona salgını ile mücadele ediyor. Salgın öncelikle bir sağlık sorunu olarak ortaya çıkmış olsa da hastalığın insandan insana hızlı bulaşması konunun tek başına sağlık önlemleri ile aşılamayacağını ortaya koydu. Salgının kontrol altına alınmasının, ancak insanların birbirleri ile olan temasının azaltılması ile sağlanabileceği zaman içinde fark edildi. İnsanların temasının azaltılması başka bir deyiş ile izolasyon tedbirleri ekonomik faaliyetlerin önemli ölçüde azaltılmasına sebep olarak küresel bir ekonomik krizin de tetikleyicisi haline geldi. Salgının yarattığı sosyal ve ekonomik krizin hayatımızı uzunca bir süre etkileyeceği konuşuluyor.

Korona salgını Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı doğrudan etkiliyor. Etkilenmeyi iki boyutta gözlemleyebiliriz.

Kaynak Sıkıntısı Yaşarken Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına Nasıl Odaklanacağız?

Ülkelerin bu tercihi yapmalarındaki en önemli etken insan hayatının kurtarılması ve yaşamın devam etmesi. Ancak ülkelerin 2030 yılı için hedeflenmiş olan amaçları gerçekleştirmelerinde zorluklar yaşanacak. Bu alanların bazılarına ne kadar zaman kaynak ayrılamayacağı önemli bir belirsizlik oluşturuyor. Bu durum ister istemez ülkelerin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları konusunda önceliklendirme yapmalarını gerektirecek. Sınırlı kaynaklarını kriz ile mücadele ederken bazı SKA’lara daha fazla yatırım yapmaları gerekecek.

Örneğin SKA-3: Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam bunların en başında geliyor. Yaşanan kriz ülkelerin sağlık sistemlerinin gerçek durumlarını ortaya koydu. Tüm ülkelerin sağlık sistemlerinin bir salgın karşısında yetersiz kaldıkları ortaya çıktı. Sağlık sistemini sadece hastaneler olarak düşünmememiz gerekiyor. SKA-3 ülkelerin:

· Sağlık sistemi kapasitelerinin geliştirilmesini,
· Hastalıklara yönelik erken uyarı sistemleri oluşturmalarını,
· Vatandaşlarının karşı karşıya olabilecekleri riskleri önceden tespit ederek bu riskler ile nasıl mücadele edeceklerini belirlemeyi kısaca önleyici sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını,
· Salgınlara yönelik plan ve hazırlık yapmalarını, planların gerçekçi olmasını,
· Güçlü bir veri altyapısına sahip olmalarını kapsıyor.

SKA’lar genellikle gelişmekte olan ülkelere yönelik olarak algılanıyordu. Halbuki kriz gösterdi ki, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 17’si de tüm ülkeleri ilgilendiriyor. Fark, bu sistemleri kurmak ya da iyileştirmek konusunda yapılacak çalışmaların detayı ile ilgili. Doğal olarak en büyük sorunu bu konuda geri olan, kaynakları yetersiz olan ve dolayısıyla en zor durumdaki dezavantajlı grupların nüfusun çoğunu teşkil ettiği gelişmekte olan ülkeler yaşıyor.

Bir diğer örnek SKA-10: Eşitsizliklerin Azaltılması. Dünyanın her bölgesinde en gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere kadar eşitsizlikler yaygın bir şekilde yaşanıyor. Korona krizinin etkisi ile ekonomilerdeki yavaşlama dolayısıyla ortaya çıkacak küçülmeler ve artan işsizlik dolayısıyla eşitsizliklerin tüm dünya genelinde artması bekleniyor. Eşitsizliklerin artması, sosyal dengelerin korunması ve huzursuzlukların artması anlamında önemli bir risk oluşturuyor. Bu yüzden ülkelerin eşitsizliklerin azaltılması konusuna önem vererek krizden etkilenecek tüm kesimleri desteklemeye ve ekonomiyi ayakta tutmaya önemli kaynak ayırması gerekiyor.

Bir başka örnek SKA-4: Nitelikli Eğitim. Kriz dünyanın büyük bölümünde okulların kapanmasına ve eğitimin sanal ortamda aracılığıyla devam ettirilmesine yönelmeyi zorunlu kıldı. Sürdürülen eğitimlerin niteliği toplumun farklı kesimlerinin eşit şartlarda rekabet etmesi için önem taşıyor. Ülkelerin eğitimin yaygınlaştırılması ve kalitesi konusuna yatırım yapmaları gerekiyor. Eğitimin yaygınlaştırılması için gerekli altyapı yatırımlarının (internet erişimi, hızı, vb…) da yapılması gerekiyor. Eğer bu alanlara yatırım yapılmaz ise ortaya çıkacak fırsat eşitsizliği uzun vadede Eşitsizliklerin Azaltılması Amacının da gerçekleştirilmesini etkileyebilir.

Ülkelerin önemli kaynak ayırması ve strateji geliştirmesi gereken bir diğer Amaç ise SKA-17: Amaçlar için Ortaklıklar. Yaşadığımız kriz, küresel boyuttaki sorunları çözmek için küresel iş birliğine ihtiyacımız olduğunu ortaya koydu. Bireysel çabalar ile küresel sorunlara çözüm bulmamızın mümkün olmadığını ve gidişatı değiştirme gücümüz olmadığı anlaşıldı. Küresel düzeyde başarı ancak ülke içinde ve dışında iş birliği kültürünü geliştirmek, karar süreçlerinde çeşitliliğe ve katılıma önem vermek ile sağlanabiliyor. Tüm bu yaklaşımları içinde barındıran kavram ise iyi yönetişim. Ülkelerin kendi iç mekanizmaları ve küresel sorunlar ile mücadele etmek amacıyla oluşturulacak mekanizmaların başarısı iyi yönetişimde yatıyor. Ülkeler artık bu konuya önem vermek ve adım atmak durumundalar.

SKA-16: Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar bu dönemde krizi aşmak konusundaki çabaların başarıya ulaşması için büyük önem taşıyor. Kriz ile ilgili yapılan çalışmalarda doğru tercihlerin yapılması ve sonuca hızlı ulaşılması kaynakların etkin kullanımı açısından önemli. Mücadele sürecinde yolsuzluk, yanlış alternatiflerin öne çıkarılarak kaynakların verimsiz kullanılması ve eşitsizliklerin artmasına sebep oluyor. Ayrıca mücadele sürecinin başarısını da olumsuz etkiliyor. Bu konu B20’nin de gündeminde bulunuyor.

Kriz Uzun Vadeli Bakış Açısı Kazanılmasına Yardımcı Olacak mı? SKA’lar Üzerine Daha Fazla Odaklanma Sağlayacak mı?

2019 yılında Dünya Sağlık Örgütü 2019–2030 dönemi için Küresel Influenza Stratejisi’ni[3] yayınladı. Bu doküman doğrudan COVID-19 gibi virüsleri hedeflemese de enfeksiyon kaynaklı riskler ve virüs kaynaklı pandemilere karşı önlem alınmasına yönelik stratejik önerileri içeriyor. Belge, bu strateji kapsamında öngörülen yol haritasını ve hastalığın etkisini kontrol altında tutmaya ve pandemiye dönüşmesini engellemeye yönelik öneriler içeriyor. Tüm bu çalışmaların Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları hedeflerini de gerçekleştirmeye yardımcı olacağını ifade ediyor. Ülkelere pandemi riskine karşı önlem almalarını, planlarını gözden geçirmelerini ve her şeyden önemli olan bu konuya kaynak ayırmalarını öneriyor. Ayrılan kaynaklar sadece sağlık tesislerinin ve personelinin hazırlanması için değil aynı zamanda sorunu erken tespit etmeyi sağlayacak yöntemlerin geliştirilmesini ve halk sağlığı konusundaki çalışmaların sorun çözücüden çok önleyici bir strateji ile gerçekleştirilmesini öneriyor. Doküman, bu çalışmaların küresel boyutta yıllık maliyetinin $4,5 Milyar olduğunu ifade ediyor.[4] Bakıldığı zaman bu, kişi başına harcamanın $1’in altında kaldığını gösteriyor.

Ancak tüm bu tespitlere, önerilere ve risklere rağmen böyle bir risk oluşur mu bakış açısı ya da oluşması uzak ihtimal düşüncesi ile hareket eden yönetimler krizle karşılaştıklarında mücadele etmekte zorlandılar. Dünyanın birçok ülkesi pandemi mücadele planları olmalarına rağmen harekete geçmekte ve önlemleri almakta zorlandı. Hazırlıkların ve bu konuya ayrılan kaynak ile gelinen noktanın yetersiz olduğu, konuya yeteri kadar önem verilmediği görüldü. Kısacası kriz geldiğinde hızlı çözüm bulmak çok daha zor ve çok daha maliyetli.

İklim değişikliği ile mücadele de benzer bir yaklaşım ile yürütülüyor. İklim değişikliği kaynaklı riskler bilinmekle birlikte risklerin uzun vadede gerçekleşeceği düşünüldüğü için bu konuya ayrılan kaynak sınırlı, yapılanlar ve planlananlarla 2015 Paris Anlaşması ile öngörülen hedeflere ulaşılması mümkün görünmüyor. Diğer taraftan bilimsel olarak iklim değişikliği dinamikleri tam olarak çözümlenmiş değil ve uzun vadede olması beklenen risklerden bazıları hızlı bir şekilde ortaya çıktığında bu konuda da hareket alanımızın sınırlı olacağı ve ortaya çıkacak maliyetin de yüksek olabileceğini varsayabiliriz.

Diğer taraftan bu risklere karşı önlem almayı ötelemek bu risklerin gerçekleşme zamanı yaklaştıkça çözümlenemeyecek büyüklükte ortaya çıkmalarına neden olabilir. Öyle bir durumda çözüm üretmek hem zaman hem de kaynak olarak mümkün olmayabilir. Bu durum geri dönülemez sorunların ortaya çıkmasına ve kalıcı hale gelmesine yol açabilir.

Kriz aslında uzun vadeli bakmamız gerektiği ve riskleri değerlendirerek yönetim stratejilerimizi oluşturmamı gerektiği konusunda bir farkındalık yaratmış görünüyor. Ancak bu farkındalık yeterli değil aynı zamanda bu işler için kaynak ayırmak gerekiyor. Fakat yaşanan kriz ülkelerin ve kurumların uzun vadeli hedeflerden çok kısa vadede görünür alanlara yönelik çözümler üretmeye çalışmalarına neden olacak. Eğer uzun vadeli bakış açısı farkındalığı bu geçiş döneminde unutulursa dünya benzer sıkıntılar ile sürekli karşı karşıya kalmaya devam edecek.

SKA’lar 2030 yılına kadar dünyanın önemli sorunlarına çözüm bulmak amacıyla odaklanılması gereken alanları ortaya koyan ve bu alanlarda neler yapılması gerektiğini ifade eden yaklaşımlardır. Kriz bize uzak görünen risklerin ve sorunların hızla karşımıza çıkabileceğini gösterdi. Bu yüzden SKA’lar aslında risklerden korunmak ve sorunlara çözüm üretmek konusunda bize yol gösteriyorlar. Bu yüzden ülkeler ve kurumlar krize rağmen SKA’lar için kaynak ayırmalı ve amaçların gerçekleştirilmesi için çalışmalarını daha büyük bir özveri ile sürdürmelidirler.

Küresel sorunlara ancak küresel bir bakış açısı ve küresel bir yönetişim yaklaşımı ile çözüm bulunabilir. Korona krizi küresel boyutta iş birliğinin bazı durumlarda birlikte hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Birlikte hareket etmek ancak tüm paydaşların katılımcı oldukları, mekanizmalarına güvendikleri adil ve şeffaf bir yaklaşıma sahip, kısaca iyi yönetişim ilkeleri ile karar alan mekanizmalar ile sağlanabilir.

Referanslar

[1] Vincent C. C. Cheng, Susanna K. P. Lau, Patrick C. Y. Woo, and Kwok Yung Yuen, “Severe Acute Respiratory Syndrome Coronavirus as an Agent of Emerging and Reemerging Infection”, Oct 2007, Vol 20 No:4, pp 660–694
[2] İbid, “The presence of a large reservoir of SARS-CoV-like viruses in horseshoe bats, together with the culture of eating exotic mammals in southern China, is a time bomb.”, page 694
[3] WHO, “Global Influenza Strategy 2019–2030, Prevent, Control, Prepare”, 2019
[4] WHO, “Global Influenza Strategy 2019–2030, Prevent, Control, Prepare”, 2019, page 4 “The cost of financing pandemic preparedness has been estimated at US$ 4.5 billion per year, or less than US$ 1 per person per year, which is less than 1% of the cost estimates for responding to a moderately severe to severe pandemic.

YAZAR
Dr. Erkin ERİMEZ
Argüden Yönetişim Akademisi, Akademik Kurul Üyesi

Eğer tek başına ıssız bir adada yaşamıyorsan bu blogta konuşulan tüm konular seni de ilgilendiriyor :)

Eğer tek başına ıssız bir adada yaşamıyorsan bu blogta konuşulan tüm konular seni de ilgilendiriyor :)